Haber Detayı
20 Ekim 2020 - Salı 11:28
 
Ömür Çelikdönmez yazdı
Türkiye, Kıbrıs’ta bölgesel denge politikasını bıraktı!.. Kuzey Kıbrıs’ta gidenler hain, gelenler kahraman değil
GÜNDEM Haberi
Ömür Çelikdönmez yazdı

Dik Gazete yazarı Ömür Çelikdönmez, "Türkiye, Kıbrıs’ta bölgesel denge politikasını bıraktı!.. Kuzey Kıbrıs’ta gidenler hain, gelenler kahraman değil" başlıklı yazısını yazdı.

Çelikdönmez'in yazısı şöyle;

Konu Kıbrıs ama Rus gazetesi Pravda.Ru,  işgalci gayri meşru Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı danışmanı Arsen Melik-Shakhnazarov (Արսեն Մելիք-Շախնազարյան)  ile gerçekleştirdiği söyleşi de Shakhnazarov’un Türklük vurgusu dikkatimi çekti, paylaşmak isterim.

Arsen; Ermeni diplomat Ashot Melik-Shakhnazarov’ın oğlu. Amcası 1988'de Moskova'da Gorbaçov'un ekonomi başdanışmanı olan Georgi Şahnazarov. 

Arsen Melik-Shakhnazarov; 1994-97'de AGİT Minsk Grubu çerçevesinde barışçıl bir çözüm için Azerbaycan-Karabağ-Ermenistan üçlü müzakerelerinde Dağlık Karabağ delegasyonunun uzmanıydı. 

Nagorno-Karabakh Republıc olarak bilinen işgalci gayri meşru Dağlık Karabağ Cumhuriyeti NKR Başkanı Bako Sahakyan’ın 13 Eylül'de yayınladığı kararname ile Arsen Melik-Shakhnazarov'a Dağlık Karabağ Cumhuriyeti'ne yaptığı hizmetlerden dolayı "Şükran" madalyası verildi. 

Arsen Melik-Shakhnazarov’ın aile kökleri Nevşehir’e bağlı Şahnazaroğlu mahallesine uzanıyor. Danişmendlü Cemaatinden konar göçer Boynuincelü taifesinden Şahnazaroğlu obası, adı geçen mahalleye yerleştirilmişti. 

Daha sonra yerleşik hayat geçildiğinden yer adına dönüşen Şahnazaroğlu ismine 29 Eylül 1822 tarihli arşiv belgelerinde rastlamak mümkün. 

Yine Ermenistan’da yaşayan Arsen Melik-Shakhnazarov’ın Türkiye’de yaşayan akrabaları var. Mesela İstanbul’da eğitim veren Özel Getronagan Ermeni Lisesi’nden 1955 yılında mezun olanlar arasında Muşeğ Şahnazaroğlu ismine rastlanıyor. 

Günümüzde ise Azerbaycan Tovuz rayonunda bu adı taşıyan aileler mevcut. Nevşehir’den nasıl oralara göç ettiklerini araştırmak tarihçilerin işi, benden bu kadar. 

İşte Türkçe isim taşıyan muhtemelen Türk kökenli bu Shakhnazarov (Melik Şahnazaroğlu) diyor ki; “1937'den önce ‘Azeri uyruklu’ kavramı yoktu, bunlara ‘Türkler’ deniliyordu. Azerbaycan-Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde yapılan 1936 nüfus sayımında bu Sovyet Cumhuriyetinde bulunan halklar, Türkler, Ruslar, Ermeniler, Lezgiler, Avarlar olarak kaydedilmişti.

  Azerbaycan bağımsızlığını ilan edince bu etnik adlandırılmadan vaz geçildi.  Bu ülkede yaşayan Ruslar ve Ermeniler dışında diğer etnisite gruplar Azeriler olarak adlandırıldı. Lezgiler, Talışlar ve kimliğini korumak isteyen diğer halklara ise Azerbaycanlı denildi”

Doğu Akdeniz ve Kuzey Kıbrıs ekseninde yaşanan süreç nasıl anlaşılmalı?

Kıbrıs’ı İngilizlere II. Abdulhamid teslim etmişti. 1974'te Barış Harekâtı’yla Kuzey Kıbrıs kesimini ele geçirinceye kadar canımız çıktı. Türkiye, bugüne kadar Kıbrıs politikasına ABD ve İngiltere’ye göre ayar verdi.

Daha önce Kıbrıs Türk Kesimi’nde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ABD ile İngiltere yanlıları arasında geçiyordu.  Son seçimde ABD ve İngiltere’nin karakaşına kara gözüne bakıp aday belirlemekten vaz geçildiği falan yazıldı çizildi.

Ancak yeni KKTC Cumhurbaşkanı seçilen Ersin Tatar'ın da taksimci olması, İngiliz ekolüne yakınlığı konusunda ipuçları veriyor. 

199 bin 29 seçmenin bulunduğu KKTC’de 133 bin 953 seçmen seçimde oy kullandı. KKTC’de yapılan Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçiminde oyların 51,7'sini alan UBP adayı Başbakan Ersin Tatar yeni Cumhurbaşkanı oldu. 

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ise oyların yüzde 48,2'sini aldı. Ulusal Birlik Partisi adayı Ersin Tatar'ın kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimleri, yabancı basında "Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın desteklediği aday kazandı" başlığıyla yer aldı.

Fransız AFP ajansı, sağcı-milliyetçi olarak nitelediği Tatar'ın ufak bir farkla kazandığı seçim sonucunun sürpriz olduğunu yazdı. AFP, Tatar'ın Kıbrıs'ta iki devletli çözümden yana olduğunu (İngiliz ekmeğine yağ süren adanın taksimi politikası), seçim yarışı sırasında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açık bir şekilde Tatar'ı desteklemesinin ise tartışmalara neden olduğunu belirtti.

Reuters ise seçim sonucunun, Kıbrıs müzakerelerinde etkili olabileceği gibi, Doğu Akdeniz'de Türkiye ile Yunanistan ve Kıbrıs arasında egemenlik hakları konusundaki tartışmaları da etkileyeceğini belirtti. 

Reuters Tatar'ın rakibi, cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın Ankara ile ilişkilerininse gergin olduğunu ve Akıncı'nın Ada'da birleşmeden yana olduğunu vurguladı. Mustafa Akıncı cumhurbaşkanlığı, Ersin Tatar ise başbakanlık görevini yürütüyordu.

Neden “Taksim”e karşı çıkıyorum?

Kıbrıs tarihinin Rumlarla Türklerle çatışmasından ibaret olduğunu sanmak Adanın işgalcisi İngilizlerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Çünkü işgalci İngilizler, Rumlarla Türkleri çatıştırdı. 

Ada Rumlarının İngiliz askeri varlığına karşı başlattıkları tedhiş ve terörle baş edemeyen Koloni yönetimi, Rum direnişçileri saf dışı bırakmak için Türkleri askere aldı.  Daha düne kadar İngilizlere birlikte kafa tutan Türkler ve Rumlar, şimdi birbirlerine silah doğrultuyordu.

İkinci aşama, İngiliz istihbaratının devşirdiği Rumların, Türklere saldırmasıydı. Böylelikle ilk nifak tohumları ekildi.

EOKA'nın asıl hedefi, İngiliz Sömürge Yönetimi olmasına rağmen, İngiliz İstihbaratı, Türklerle Rumları karşı karşıya getirmeyi, çatıştırmayı başardı, böylelikle adadaki işgalci tutumunu sürdürmeyi garantiledi.

1931 Haziranı’nın da Kıbrıs’taki İngiliz Vali Storrs Koloniler Bakanına yolladığı raporda, ekonomik bunalımın etkileriyle birlikte Kıbrıs’taki İngiliz yönetimine karşı hoşnutsuzluğun artmakta olduğunu bildirmişti. 

1930’dan sonra, Kurtuluş Savaşı Gazisi Necati Bey’in politikasıyla dengenin İngilizler aleyhine bozulmaya başlaması Londra’yı panikletir. Ankara ve Atina arasındaki yakınlaşma adaya yansımıştı. 

Yunanlılar ve Rumlar İngilizlerin kendilerini Türklere karşı nasıl kullandıklarını anlamışlardı. Boşuna dememişler "bir musibet bin nasihatten evladır" diye. Adada Rum-Türk ortak cephesi yaratacağı tehlikeler, İngiliz Sömürge yönetimini acilen yeni önlemler almaya yöneltir. 

En iyi bildikleri işi yaparlar; böl parçala yut!

Kıbrıs Türkleri'nin silahlı eğitimi, Atatürk döneminde başladı!

Kıbrıs Türklerinin Ada’daki iktisadî durumunun düzeltilmesi için alınacak tedbirler çerçevesinde  Adadan Türkiye’ye işçi göçü organize edildi. Adana ve Mersin’de özellikle yaz aylarında önemli miktarda ziraatla uğraşacak ameleye ihtiyaç vardı.

Kıbrıs’ta işsiz kalan ve çok az miktarda bir yevmiye ile çalışan Türklere hususi vize verilerek, bunların bu şehirlerde çalışmalarının sağlanması, gelir sağlamak ve refah seviyesini yükseltmek için uygun  bulundu.

Adadaki İngiliz Sömürge Yönetimine Çukurova'da ihtiyaç duyulan mevsimlik işçi ihtiyacı bildirildi. Onlar da yaptıkları tetkiklerde doğru bir talep olduğunu belirlemişlerdi.

Böylelikle İngiliz istihbaratının dikkatini çekmeden “Mevsimlik işçi” statüsünde çalışmaya gelenlerden  seçilenler, gizliliğe dikkat edilerek Antalya-Kemer yolu üzerinde ormanlık bir alan içinde bulunan gayri nizami harp tekniklerinin öğretildiği  askeri kampa götürülüyordu.

Türk Mukavemet Teşkilatı'nın ilk çekirdek kadrosu burada eğitim alan Türkler’den oluşturuluyordu. Bu kamplarda eğitime tabi tutulan Kıbrıs Türklerine, Eğirdir Dağ ve Komando Okulu personeli tarafından silah kullanımı, bakımı, atış talimi, gerilla, komando, sabotaj, kundaklama ve gizli harekât teknikleri konularında bilgiler veriliyordu. Onlar da Kıbrıs’a döndüklerinde aldıkları eğitime göre hareket ediyordu.

Sağcı muhafazakâr Demokrat Parti iktidarında, İngiltere’nin dümen suyuna girildi…

Yunan ve Rumlarla İngizlere karşı Atatürk'ün temelini attığı ittifak Celal Bayar, Adnan Menderes ve Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu tarafından dağıtıldı.

EOKA'nın asıl hedefi, İngiliz Sömürge Yönetimi olmasına rağmen İngiliz İstihbaratı, Türkler’le Rumlar’ı karşı karşıya getirmeyi başardı. Türkiye, NATO'ya girdiği tarihten itibaren Kıbrıs politikasını Ada'da İngiltere yönetiminin korunması, bu statüde değişiklik olacaksa Türkiye'nin de söz sahibi olması gerektiği yönünde şekillendirdi.

1950 referandumunu, Türkler boykot etmiş, Rumlar yüzde 95 oyla Yunanistan’a bağlanma kararı almıştı.  Kıbrıslı Rumlar’ın “Enosis” talebi, adanın self-determinasyon hakkını temsil ediyordu. Ancak Türkler, Rumlar gibi düşünmüyordu.

Demokrat Parti İktidarının yüz karası “6-7 Eylül Olayları” Kıbrıs görüşmelerine denk geldi...

Olaylar, Londra'da Kıbrıs görüşmeleri devam ettiği günlerde patlak verdi. Grivas önderliğindeki EOKA, adada yaşayan İngiliz ve Türklere karşı terör saldırılarına başlamış, saldırılar kamuoyunda büyük bir öfkeye neden olmuştu.

Bu sırada İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ı konuyu görüşmek üzere Londra’da toplanacak üçlü bir konferansa davet etmiş, Konferans 29 Ağustos’ta başlamış ve Dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu Türkiye’yi temsilen yerini almıştı.

İstanbul'da yaşayan gayrimüslimler bir yalan haberle hedef haline getirildi. Dışişleri yetkilileri Londra'da Kıbrıs temaslarına devam ederken Selanik'te Atatürk'ün evine Yunanlılar tarafından bomba atıldığı haberinin yayılması üzerine, 6 Eylül 1955’te ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi gayrimüslimlere ait ev ve iş yerlerini yakıp yıktı.

6 Eylül 1955’te ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi resmi kaynaklara göre 4 bin 214 ev, 1.004 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel vb. 5 bin 317 yeri tahrip etti.

İngilizlerin ekmeğine yağ sürüldü. Türklerle Yunanlıların Rumların İngiliz karşıtlığı cephesinde buluşması engellendi. Ada Rumları Türklere karşı kışkırtılmış oldu.

Sonra birileri çıkıp bu vandallığı  Özel Harp Dairesinin başarısı gibi takdim etme gafletine düştü. Adanın Türk egemenliğine geçişi gecikti. İngilizlerin adadaki hakimiyetini  ve tezlerini,  Demokrat Parti hükümetinin idare ettiği Türkiye tescillemiş oldu.

Makaryos, Türk Bayrağını Kıbrıs'ta 82 yıl sonra dalgalandıran adam...

15–16 Ağustos 1959 gecesi Kıbrıs Cumhuriyeti bir devlet olarak resmi bir törenle kuruldu. Anlaşmalar gereğince Türk ve Yunan askerlerine adada belli yerlerde garantör devlet olarak üs kurma hakkı verildi ve 16 Ağustos günü antlaşmalar gereğince adaya 950 Yunan ve 650 Türk askeri çıktı.

Türk askeri Mağusa’dan karaya çıktı. Ve böylece Osmanlı yönetiminin adanın İngilizlere kiralanmasından 82 yıl sonra Kıbrıs’ta Türk bayrağı yeniden dalgalanmış oldu. 4 Aralık 1959’da acil durum ilan edildi ve 9 gün sonra Makarios, onu ENOSİS’e ihanetle suçlayan sağ kesim, Yunan ve Türk askerlerinin adada konuşlanması ve İngiliz üslerine karşı olan AKEL taraftarlarınca karşı çıkılmasına rağmen cumhurbaşkanı seçildi.

Aynı gün Kıbrıslı Türklerin lideri Fazıl Küçük de muhalefet olmadan cumhurbaşkanı yardımcısı oldu.  Kıbrıs’ın ilk Türk büyükelçisi Emin Dırvana itimatnamesini Cumhurbaşkanı Makarios’un sundu. Makarios adadaki Türk Birliğini ziyaret etti.

Gara Popaz Makaryos, Türkiye'nin Kıbrıs davasına nasıl hizmet etti?

Makarios başpiskopos olduktan sonra enosis hareketiyle özdeşleşmeye başladı. İngiliz hükümetinin Kıbrıs’a özerklik ya da Uluslar Topluluğu üyesi statüsü verilmesi yolundaki önerilerine olduğu kadar, Türkiye’nin adayı taksim etme yolundaki isteklerine de karşı çıktı.

ENOSİS’in gerçekleşmesi için kiliselerde bir imza kampanyası başlatmıştı. İmzaların yüksek oranda ENOSİS’in istenilmesi üzerine olunca Makarios bu imzaların sonuçlarını New York’taki Birleşmiş Milletlere götürmüş ve Kıbrıs’a tam bağımsızlık verilmesini istemiştir.

Fakat İngilizler bunun Kıbrıs’ın iç meselesi olduğunu ve BM’yi ilgilendirmediği şeklinde yanıt vermişlerdir. Makarios’un Türkiye ziyareti Türkiye Cumhuriyeti’nin önceki yıllarda öne sürdüğü “taksim’’ politikasından vazgeçip Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını devam ettirmesi yönündeki tercihini ortaya koyması bakımından da önem taşıyordu.  

İngilizci DP iktidarı askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırılmış, Türk Devleti Kıbrıs meselesinde fabrika ayarlarına geri dönmüştü.

Kıbrıs Rum Kesimini İngilizlere karşı Fransızların kucağına Ankara mı oturttu?

Rum ve Yunan hükümetlerinin “yeni doktrin” olarak adlandırdıkları “askerî eksende” Fransa, İsrail ve Mısır’a da rol veriliyor.

Rum ve Yunan hükümetleri, Doğu Akdeniz bölgesinde enerji kaynaklı jeostratejik değişikliklerle genişleyerek şekillenen yeni süreç nedeniyle zorunlu işbirliğine gitti.

Bu süreç konsept değişikliği ile sonuçlandı. Yeni stratejik doktrin”de “Yunanistan’ın savaş gemilerinin Doğu Akdeniz’de varlık (Girit ile Kıbrıs arasında) göstermeye devam etmesi, Fransa, İsrail ve Mısır’la askerî işbirliği, Fransızlara Larnaka’da deniz üssü devriye gezilmesi” yer alıyor.

Burada asıl hedefin sadece Türkiye olduğunu söylenemez. Çünkü adada iki yüzyıla yakın süredir bulunan İngiliz ordusunun mevcudiyeti, Rumların ve Yunanistan’ın en büyük rahatsızlık sebebi.

Adayı Yunanistan’a bağlama fikri ENOSİS ile bu amacı gerçekleştirecek kadroların yer aldığı EOKA yapılanmasının birinci hedefi Adadaki İngiliz koloni yönetimiydi.

İlk saldırılar Türk ve Müslüman topluma değil İngiliz koloni yönetiminin askeri unsurlarına yönelikti. Demek istediğim Rumların ve Yunanistan’ın Fransızları adada oyuna dahil etmelerinin arka planında İngilizlerin adadaki gücünü kırmak veya en azından dengelemek arayışı var.

Bir diğer hususta Kıbrıs Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık arasında 2014 yılında imzalanan, Ada'daki egemen İngiliz üslerindeki taşınmazların mal sahiplerince kullanılmasına ilişkin düzenlemenin yürürlüğe girmesi.

Üsler bölgesinde statünün değişmesi anlamına gelecek bu düzenlemenin içeriği hakkında garantör konumundaki Türkiye ve 1960 Antlaşmalarında imzası bulunan Kıbrıs Türk tarafı bilgilendirilmedi ve onayı alınmadı. Bölgede, Kıbrıs Türklerinin de taşınmazları, vazgeçilmez hak ve çıkarları var.

Garantör konumundaki Birleşik Krallık, bu düzenlemenin uygulamaya geçmesiyle Kıbrıs Türklerini bir kez daha görmezden gelerek, Ada'daki taraflar arasındaki dengeye, siyasi eşitlik ilkesine ve dolayısıyla Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik çabalara zarar verdi.

İngiltere, iki askeri üssü aracılığıyla Ada topraklarının yüzde 3'üne yakın bölümünde egemenlik haklarına sahip. Kıbrıs'ın yüzde 2.76'lık bölümünü oluşturan Ağrotur (Akrotiri) ve Dikelya'daki üsler, "egemen İngiliz üsleri" statüsüne sahip ve İngiliz hukukunun geçerli olduğu İngiliz toprağı sayılıyor. İki üs yaklaşık 254 kilometrekarelik alana yayılıyor.

İşte 2014’te dönemin Güney Kıbrıs Rum Kesimindeki Londra yanlısı hükümet tarafından imzalanan bu anlaşmayı boşa çıkarmak, Kuzey Kıbrıs Türk Kesiminin boyunu aştığından, devreye Yunanistan’daki güçlü Türk lobisi girdi ve Fransızları Doğu Akdeniz’e çağırarak, İngilizlere gözdağı vermek istediler.

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve ailesi Amerikancı mı?

28 Aralık 1947 yılında Leymosun'da (Limasol) doğan KKTC'nin 4. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Fakültesi mezunu. 1975 yılında oluşturulan Kurucu Meclis’e seçildi. Lefkoşa Türk Belediyesi'nin ilk seçilmiş başkanı olarak 14 yıl boyunca kesintisiz bu görevi yürüttü.

2015 Nisan ayında yapılan seçimlerde KKTC'nin 4. Cumhurbaşkanı seçildi. İngilizce bilen Mustafa Akıncı, Oxford, Harvard ve Yale üniversiteleri gibi dünyaca tanınmış akademik platformlar ile Chatham House gibi uluslararası forumlarda Kıbrıs konusuna ilişkin konferanslar verip, panellere konuşmacı olarak katıldı.

Mustafa Akıncı'ya yönelik eleştiriler bel altı. Eşi ve kızını ön plana çıkarıyorlar. Aslında Cumhurbaşkanı Akıncı’nın eşinin hayatı  başarı öyküleriyle dolu.  21 Ocak 1949  doğumlu Meral Akıncı, Lefkoşa Kız Lisesi mezunu. Lise eğitimi esnasında kazanmış olduğu Amerikan Field Servisi bursu ile 1 yıl Amerika’da eğitim gördü.

ABD'de bulunduğu sırada kazanmış olduğu Kennedy Bursu'na başvurdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Psikoloji ve Eğitim bölümlerinden çift dalda mezun oldu. 1972 yılında Kıbrıs’a dönen Meral Akıncı, Sinir ve Ruh Hastanesi’nde ilk Türk kadın psikoloğu olarak meslek yaşamına başladı ve 15 yıl boyunca burada görev yaptı.

Burslu olarak Virginia Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde aldığı eğitim sonrasında, Barış Hastanesi’nin kurulmasında ve sonrasında önemli görevlerde bulundu. 

Kuzey Kıbrıs’ta ilk ve öncü olan Kadından Yaşama Destek Derneği'ni (KAYAD) kurdu. KAYAD, BM ve AB katkıları ile başta dezavantajlı kesimler olmak üzere kırsal bölgelerden merkezi alanlara kadar tüm kesimlere yönelik projeler yürüttü.

İngilizci ekip, Amerikan Field Servisi ve Kennedy Vakfı bursuyla okuduğu için Meral Akıncı’yı, Soroscu, Amerikancı ilan ediyor.

Akıncı ailesinin kızları Doğa Akıncı, Amerika’da yaşıyor ve ABD’de emlakçılık yapan, Demokrat Parti üyesi ve Hristiyan olan Tristan Michael Hays ile evli. Sanki İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türkler’in İngiliz eşleri yokmuş gibi Akıncı’nın kızını, Amerikalı Hıristiyan kocasından dolayı eleştiriyorlar. Oysa “Ehli kitap”la evlilik dinen caiz değil mi?

Mustafa Akıncı'ya “Amerikancı” damgasını Derviş Eroğlu vurdu…

Mustafa Akıncı'ya “Amerikancı” damgasını vuran kim biliyor musunuz, Derviş Eroğlu? KKTC üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Akıncı için açık açık “Amerika’nın adayı” ifadesini kullanmıştı.

Neymiş efendim İngilizler, Akıncı için “Amerikancı” demişler.  Derviş Eroğlu'nun İngiliz Konsolosluğu’nda işi ne?  Eroğlu, 2015 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce herhalde güven tazelemek için İstanbul İngiliz Konsolosluğu’nda bir görüşmeye gitmiş olmalı.

Görüştüğü İngiliz diplomat, daha gündemde seçim yokken kendisine “Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak, Akıncı Cumhurbaşkanı ilan edilecek” demiş.

Devamını Eroğlu şöyle anlatıyor: “Ben de ‘Akıncı bu memlekette bile değil. Nereden çıkardınız?’ Ben de inanmadım. İngiliz konsolosluğunda konuşuluyor. Ama bilerek veya bilmeyerek Amerikan projesi yardım etmiştir ve Akıncı piyangodan çıkmıştır.” 

Yani seçimden neredeyse 1 yıl öncesinden Amerika’nın adayı Akıncı’nın, Cumhurbaşkanı olacağını bilen bir İngiliz yetkili! Ne kadar gizemli ve bir o kadar sır dolu değil mi?

Aslında Derviş Eroğlu'na sormak lazım. İngilizler bildiğine göre, Akıncı “İngilizlerin adamı” olmaz mı? Yok eğer Akıncı, İngilizler’in adamı değilse, İngiliz casusu diplomatlarla kimin aday olacağını konuştuğunuza göre siz ne oluyorsunuz?

Mustafa Akıncı'ya “Hain” dedirten açıklamaları…

Mustafa Akıncı; İngiliz The Guardian gazetesine verdiği demecinde; "Ankara tarafından yutulma endişesi”, “İkinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım", “Türkiye’ye bağlanmak korkunç”, “Kırım tarzı ilhak ihtimali", “Hatay gibi yutulmak istemiyoruz" gibi sözleri ön plana çıkmıştı.

Daha sonra yoğun tepkiler üzerine sözlerine açıklık getirdi.  "Kırım benzeri bir ilhak senaryosunun korkunç olduğunu ve bunun Kıbrıs Türklerinin olduğu gibi, Türkiye’nin de yararına bir gelişme olmayacağını belirttim.

KKTC’yi asıl ortadan kaldıracak senaryo da budur. İlk defa söylemediğim bu sözlerimin de arkasındayım; çünkü Kıbrıs Türk halkının gerçek duygu ve düşüncesi budur. Esas olan KKTC’nin iki eşit kurucu devletten birine dönüşerek federal çatı altında ve uluslararası hukuk içinde hak ettiği saygın yeri almasıdır.

Bu çabaya destek olunması gerekir. Böylesi bir Kıbrıs, kuzeyi ve güneyi ile Türkiye’ye dost bir coğrafya olur. Bu da herkesin yararınadır. “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacaktır” siyaseti 1950’lerin sloganıdır. Gerçek durumla ilişkisi yoktur.  Kıbrıs’ta yaşayan farklı toplumlar vardır ve barış içinde yaşayacakları federal bir düzen arayışı sürmektedir.”

Mustafa Akıncı’nın Türklük’le sorunu olmadığı gibi Ada’daki Türk askeri varlığına karşı falan değil. Eğer olsaydı Türk askeri postundan davul yapar,  tokmağını da  İngiliz Dervişe verirlerdi.

Akıncı, Atatürk’ün vasiyeti gereği, Kıbrıs’ı, İngiliz kolonisinden Kıbrıslı Rumlarla birlikte hareket ederek kurtarmak istiyordu, olmadı. Diyordu ki; "Kıbrıs'taki Türk ve Rum bölünmüşlüğünü giderip adil federatif tek devlet kuralım!"

Türkçesi; “Uzunbacaklı İngilizleri adadan kovalım!” diyordu. Buna karşı çıkan gitsin Kraliçe’nin eteğini öpsün!

Ersin Tatar’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına seçilmesini kutluyorum, Türk Devleti ve Türk Milletine hizmet edeceğine inancım tamdır. Ancak önceki Cumhurbaşkanı da  aynı mefkurenin bir eri idi.

Aklıma gelmişken, Rusya'nın Yunanistan Büyükelçiliği Atina ile Ankara arasındaki Doğu Akdeniz krizine ilişkin Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi referans göstererek, "Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi konumundadır. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi"ni uluslararası deniz yönetiminin temeli olarak görüyoruz. Bu sözleşme, tüm devletlere karasuları üzerinde 12 deniz miline kadar egemenlik hakkı sağlıyor, Münhasır Ekonomik Bölge ile ilgili prensipleri ve sınırların nasıl çizileceğine dair yöntemleri de açıklıyor. Bu Akdeniz için de geçerli" açıklamasını yapmıştı.

Bu boz ayılar, hani sözde İngilizlerle  papaz olmuştular. Lakin bu açıklamaları, İngiliz emperyalizminin  değirmenine su taşımakla eş değer.

Türkçesi şu, Ruslar 12 mil kartına oynamakla hata yapmakla kalmıyor, aynı zamanda ABD ile İngiltere’nin Karadeniz kuşatmasına ortam hazırlıyorlar. Türkiye gibi güçlü bir dosttan kendilerini mahrum bırakıyorlar. Kendileri bilir!

Küçük bir bilgi notu: 

Hani şu Mübadele ile Yunanistan'a gönderilen, iki yüz bin Karamanlı Hıristiyan Ortodoks inancına sahip Türkler var ya, işte onlar Yunanistan ve Kıbrıs’ta Türkiye’nin milli  ameline canları pahasına hizmet ettiler. 

Eğer günün birinde  uzunbacaklı sarı çıyanların  adadan tası tarağı toplayıp  çıkıp gittiklerini duyarsanız bilin ki  bu başarı,  Washington ve Londra’ya bakıp siyaset yapanların değil Karamanlı Ortodoks Hristiyan Türklerindir.  Şimdi onlar çoğaldılar iki milyon falan oldular. 

Ömür Çelikdönmez

Kaynak: Editör: Seçil Güler
Etiketler: Ömür, Çelikdönmez, yazdı,
Yorumlar
Haber Yazılımı