Haber Detayı
21 Haziran 2020 - Pazar 12:42
 
Ömür Çelikdönmez yazdı
Ömür Çelikdönmez yazdı. 'Amerikancı Turancıların Şeyhi Ruzi Nazar Türklüğe değil Amerikan emperyalizmine çalıştı! '
KÜLTÜR Haberi
Ömür Çelikdönmez yazdı

‘Oğuz Saflığı’nı bilir misiniz? Olaylara bakarken arka plan aramamak. Biraz argosu her gördüğün sakallıyı, deden sanmak! Bu saflığın bir ileriki derecesi de her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir Gecesi bilmek. 

Sonuç; FETÖ'cülerin Samanyolu TV kanalında yayınlanan "5. Boyut" dizisindeki karekterleri gerçek sanarak, elinde avucunda ne varsa din tüccarlarına kaptırmak. 

Türklük ülküsünün önce İngilizler ve Almanlar sonra da Amerikalılar tarafından kullanışlı bulunmasının kültürel, siyasi ve sosyal psikolojik temel nedeni maalesef bu Oğuz Saflığı. 

Türk milliyetçiliğini hazırlayan tarihi ve siyasi sebepler…

18. Yüzyılda, İngiliz Sömürge Bakanlığının Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlarda Rus Çarlığı'na karşı, yerel halklardan özellikle Türk Müslümanları kullanabileceği tesbitinden sonra bu kulvarda geliştirilen strateji, uygulanabilir politikaya dönüştürüldü. 

Osmanlı'nın son iki yüzyılında İngiliz istihbaratçıların, Rusların Asya’daki ilerleyişini önlemek için ‘Türklerin Birliği’ fikrini işledikleri görülür.

 İngilizler için Asya Türklüğü'ne yol gösterebilecek yegâne aparat, Osmanlı İmparatorluğu olduğundan, Ruslar'la Osmanlı'yı karşı karşıya getirme politikası gütmüşlerdi. 

Kafkaslar’da İmam Mansur'la  başlayan Müridizm cerayanı, Kırım Harbi ve tarihte "93 Harbi" olarak da bilinen Osmanlı-Rus Savaşı dersem belki ne dediğim daha net anlaşılır. 

Belki bu nedenle olsa gerek Anadolu Türkçülüğü'nden önce Osmanlı İmparatorluğu sınırları dışında özellikle Çarlık Rusyası'nda Türkçülük hareketi başlamıştır. Moskova Çarlık Harp Akademisi öğrencisi Gaspıralı İsmail Bey; Kırım’da Türkçülük düşüncelerini 1883'te kurduğu ve 1918'e kadar varlığını sürdüren "Tercüman" adlı gazetesiyle yaymış, yayınlarında Türk halklarını birlik ve dayanışmaya çağırmıştır.

 II. Abdülhamid, Gaspıralı İsmail’in İstanbul’a gelmesine müsaade etmemiş. Belki de Gaspıralı’nın faaliyetlerinde İngiliz nüfuzunu hissetmiş olabilir. İlk Türk Ocaklılara bakıldığında çoğunun Çarlık Rusyası'ndan Osmanlı'ya sığınan muhacirler olduğu görülecektir.

Tıpkı Bolşevik İhtilali sonrası Avrupa başkentlerine dağılan Rus aydınlarının Avrasya ideolojisi gibi Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde gelişen Türkçülük ülküsü, bir tür muhacerat ideolojisi  özelliği gösterir.

Slav Milliyetçiliği ve Türk Milliyetçiliği iki düşman kardeş…

Balkanlar etnik milliyetçilik üzerinden kaosa taşınması yeni değil. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Slav milliyetçiliği üzerinden bu gerçekleştirildi. 1820’lerde Pan-Cermenizm’den etkilenen Panslavizmin çıkışı Kırım Savaşı’nın ardından daha belirgin hale gelen Avrupa karşıtlığına bir tepkiydi. 

Bu nedenle Panslavizm, 1870’lerde Avrupa kamuoyunda “Rusya’nın öncülüğünde bütün Slavların birleşmesi” olarak algılandı. 

Ancak İngiliz siyaseti, Panslavizmi kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda kullanmayı başardı ve Pan-Slavizm’i, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na karşı kullandığı gibi Osmanlı İmparatorluğu'nun baş belası yapmayı da becerdi. 

Slav milliyetçiliği, Balkanları parçalamak için, Ruslar'ın ve İngilizler'in maliyeti düşük bir operasyon aracı oldu.  Balkan uluslarının birbirlerine düşmesiyle Balkanlar’da en uzun süreli siyasal birlikteliği kuran Osmanlı İmparatorluğu da bölgeden tasfiye edildi.

Birinci Dünya Savaşında Almanlar, Türk Milliyetçiliğini İngilizler'den ödünç aldı…

Birinci Dünya Savaşı'nda Alman Genelkurmayı, Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri ve mülki bürokrasisini iki politik hedefle yemledi. 

 İlki; Osmanlı İslam Halifesi imajından yola çıkılarak sistemleştirilen Panislamizm, dini jargonla İslam Ümmeti'nin Birliği fikri diğeri de "Adriyatikten Çin Seddine" uzanan uçsuz bucaksız coğrafyada yaşayan Türk halklarının  ülkesi/ülküsü Turan ütopyası.

 Oğuz Saflığı işte.

 Soğuk Savaş yılları “Yeşil Kuşak” Projesi…

Marksistlerin dediği gibi, İkinci Paylaşım Savaşı sonunda dünya, Kapitalist ve Komunist blok olmak üzere iki kutuplu oldu. 

Sonradan Bağlantısızlar Hareketi ortaya çıksa da baskın ve belirleyici güç odağının iki merkezi Moskova ve Washington'du. 

ABD'li strateji uzmanları soğuk savaş dönemindeki Sovyet Rus yayılmacılığının önüne geçmek için ‘Yeşil Kuşak’ projesini kurguladılar. 

ABD’nin İslam’ı (Müslümanları demek daha doğru olacaktır) kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullandığının tartışmasız örneği Zbigniew Kazimierz Brzezinski’nin mimarı olduğu Yeşil Kuşak Projesi’dir.

‘Yeşil Kuşak Projesi’ ABD düşmanı Sovyetler’e karşı radikal İslam’ı kullanma stratejisine dayanıyordu. Bu projenin uygulanabilirliği için gerekli olan insan kaynakları CIA’nın yıllar yılı kültürel etkinlikleri ve yayınlarıyla İslam dünyasında temellendirilen komünizm karşıtlığı ön planda olan radikal İslamcı gruplardı.

Türkiye’de de bir dönem faaliyet gösteren CIA patentli Komünizmle Mücadele Derneğini hatırlayanlarınız olacaktır.

Sovyetler'in Afganistan’ı işgali, ‘Yeşil Kuşak Projesi’nin pratiği noktasında Amerikalılara bulunmaz fırsatlar sundu.

‘Kızıl tehlikeye karşı yeşil panzehir’ sloganıyla formüle edilen bu kuşak projesi gereği CIA, İslamcı mücahit gruplara her türlü silah, mühimmat, finans ve enformasyon desteği sağlayarak, Sovyetler'i Afganistan’dan püskürtmek için cepheye sürdü.

Soğuk savaş sonrası bu mücahitler, potansiyel tehlike olarak görülecekti, çünkü proje birkaç aşamadan oluşuyordu. Önce dost sonra düşman olmaları kurgulanmıştı.

Bu mücahit grupları ABD’nin, Asya coğrafyasına yerleşmesini temin edebilecek her türlü bahaneyi oluşturdular.

 Birinci aşamada İslam coğrafyasından devşirilen mücahitlerle Sovyet yayılmacılığı durduruldu. Bu süreç Sovyetler'in çöküşünü hızlandıran etkendi. 

Sovyetler'in yıkılışını, “Tarihin sonu” teziyle temellendiren ABD emperyalizmi, bundan sonraki gelişmeleri ve yaşanabilecek süreçleri "kapitalizmin ve ABD’nin kesin zaferi" olarak yorumlamaktan kaçınmadı. 

Ancak tarihin sonu için tek başına Sovyetler'in yıkılması yeterli değildi ve 11 Eylül 2001’in de yaşanması gerekiyordu. 

Yeşil Kuşak, 11 Eylül 2001’den sonra dost değil düşman grupların rengiydi. Bu dönüşümü kendisi de bir CIA projesi olan Usame Bin Ladin sağladı. 

Kimse kızmasın ama Türkiye’deki mevcut örtülü ödenek beslemesi İslamcı ve muhafazakâr kesim kalemşorlarının, sahip oldukları bilgi birikimleri, kullandıkları literatür itibarıyla mevcut durumu anlayabilmeleri pek mümkün görünmüyor. 

Yeşil Kuşak Projesinin hangi neden ve gerekçelerle tasarlandığı bilinmeden günümüzde Orta Asya ve Ortadoğu coğrafyasında ortaya çıkan fiili durumu sağlıklı değerlendirebilmemiz söz konusu olamaz.

Soğuk Savaş yıllarında Ankara’da Özbek asıllı Amerikan casusu…

Türkçü hareketin en büyük açmazı, İngiliz, Alman ve Amerikan çıkarlarına yönelik dizayn edildiğini bir türlü kabullenememesinden kaynaklı. CIA güdümlü  kiralık Truva Atlarının sözde Turancı görünmeleri, süreci bilmeyenler için bir aldatmaca olabilir. 

Tez belli...

 İkinci Dünya Savaşı’nda Kırım başta olmak üzere Sovyetler Birliği çatısı altındaki Türk Cumhuriyetlerinin, Alman Nazi Ordusunun üstün silah gücüne dayanılarak sözde bağımsızlaştırılması. 

Sonuç hüsran. (*)

Yüzbinlerce Kırım Türkü'nün Alman Nazi ordusu destekçisi ilan edilerek sürgüne gönderilmesi. Vebali kimin? Alman emperyalizminin emrine giren Türkçüler'in değil mi? 

Özbek Ruzi Nazar Sovyet, Alman ve son olarak ABD ordusunun kiralık savaşçısı…

Ruzi Nazar, 1917'de Özbekistan’ın Fergana Vadisi'nin Margilan şehrinde doğan biri. Kişisel menkıbesine göre kendi ailesi Ceditçi. 

İkinci Dünya Savaşı’nda teğmen rütbesiyle Kızıl Ordu’ya katılan ve kısa bir süre sonra cephede yaralanan Ruzi Nazar, Ukraynalı bir köylü ailesinin yanına sığınır. Almanların hızla Rusya içlerine ilerledikleri süreçte Ruzi Nazar da Alman kuvvetlerine teslim olur.

 Naziler, teslim aldıkları Kızıl Ordu askerlerinden özellikle Özbek, Tacik, Kırgız, Kazak, Kırım Tatarı, Azeri ve Ukrayna kökenli olanlarından kendi saflarında savaşacak ordu kurar. (*)

 Nazi Almanyası’nın Doğu Cephesi-Yabancı Ordular Tahkikat Birimi’nin (Fremde Heere Ost) sorumlusu ve Sovyetler Birliği ordularına karşı askeri istihbarat çalışmalarını yürüten Tümgeneral Reinhard Gehlen ve ekibinin Kırım Türkleri’ne yönelik Sovyet aleyhtarı Nazi propagandası ne yazık ki hedef kitle üzerinde etkili olmuştu.

Ruzi, ne yapıp edip Alman askeri İstihbaratının bir numaralısı Gehlen'in yanına kapağı atmakla kalmaz, Sovyet ordusundan esir düşen Türkler'den lejyon oluşturma başarısını gösterince Gehlen'in gözde elamanları arasına girer. 

Gehlen onu Alman soylusu bir aileye damat olmasını sağlayarak ödüllendirir. Gehlen'in başında olduğu Yabancı Ordular Doğu veya Fremde Heere Ost (FHO), İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Ordusunun Yüksek Komutanlığı Oberkommando des Heeres'in (OKH) askeri istihbarat örgütüydü. 

Savaştan önce ve savaş sırasında Sovyetler Birliği ve diğer Doğu Avrupa ülkelerini analiz etmeye odaklanan ve CIA’nın ana omurgasını oluşturan bu yapının mensuplarından biri de Ruzi Nazar'dı.

Ruzi Nazar'ın Gehlen'in gözbebeği olduğu, onunla birlikte Almanya'yı işgal eden ABD ordusuna tranfers olmasından belli. 

Ruzi Nazar, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra CIA’nın Ortadoğu şefiydi…

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD'nin savaş zamanı istihbarat teşkilatı ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın öncüsü Stratejik Hizmetler Ofisi Office of Strategic Services OSS’den,  Gehlen'in Sovyet aleyhtarı bir savaş ve propaganda makinesine dönüştürdüğü CIA’nın, önceliği doğal olarak Sovyetler'di.

Ruzi Nazar onlar için biçilmiş kaftandı. Amerikalılar onu o kadar çok önemsediklerinden, CIA için çalışma teklifini ilk Amerikan başkanlarından Theodore Roosevelt’in CIA’da çalışan oğlu Archibald Roosevelt yapmıştı.

 Archibald Roosevelt ve Ruzi Nazar, 1951 yılında Bonn’da görüştüler. Roosevelt, Ankara’ya ‘Büyükelçi Yardımcısı’ olarak atandığını söylemişti ama aslında CIA’nın Türkiye İstasyon Şefi olarak görevlendirilmişti.  N

azar, bu teklifi kabul etmesinin ardından Almancasının ardından İngilizcesini ilerletti. Columbia Üniversitesi’ndeki Ortadoğu Enstitüsü’nde çalışmaya başladı.

Nazar, burada birçok Türk diplomat ve devlet adamı ile de tanışma imkanı da buldu. 1959’da Türkiye’ye atanan Nazar, 11 yıl Ankara’da çalıştı. Sovyetler Birliği’ne karşı, Türkiye üzerinden yürütülen ‘Soğuk Savaş’ faaliyetlerin planlayıcısı ve uygulayıcısı oldu.

Bu görevi için Türk personel bulmakta zorlanmayan Ruzi'nin insan kaynaklarını, Komunizm korkusu ile zihinleri formatlanan Türk Milliyetçisi gençlik oluşturdu.

MHP lideri merhum Alparslan Türkeş ile yakın dostluğu, onu Türkçü gençlerin gözünde efsaneye dönüştürdü. 

Ruzi Nazar, Cumhuriyet'in fabrika ayarlarını bozmaya çalıştı. Lakin tüm çabasına rağmen Milli Mücadele sırasında Ankara-Moskova arasında oluşan mutabakatın gizli de olsa işlerliğini engelleyemedi. 

Ruzi, Özbek olmasına rağmen casustu ve tüm enerjisini emperyalist Amerika'nın çıkarlarına harcamıştı. 

Dediğim gibi, onun Özbek Türkü olması, Türkiye’den bazı milliyetçi isimleri tanıması, Türkiye'nin milli menfaatleri, Kadim Türk Derin Devlet Teşkilatı için çalıştığı anlamına gelmiyordu. 

Ruzi Nazar, Enver Altaylı usta-çırak CIA casusları...

Enver Altaylı, casusluk kariyerini Ruzi Nazar'a borçlu. 

Neden mi?

 Çünkü Özbek Ruzi, bütün hayatı boyunca onun akıl hocası, yol rehberi. 

2015’te Antalya’da hayatını kaybettiğinde de en yakınında Altaylı vardı...

Altaylı’nın, Ruzi Nazar ilişkisi çok önemli. Çünkü Ruzi Nazar, Nazi döneminden itibaren CIA’nın dünya çapında faaliyet yürütmüş çok önemli isimlerinden biri. 

Nazar, Enver Altaylı ile ne zaman nasıl tanıştı? 

Altaylı, Harp Okulu öğrencisiyken okul komutanı Albay Talat Aydemir’in darbe girişiminden dolayı 1963’te okuldan atılan subay adaylarındandı. 

TSK ile ilişkisi kesilince eğitimine İstanbul Hukuk Fakültesi’nde devam etti. Bir taraftan da  muhafazakâr kesime hitap eden Yeni İstanbul gazetesinde çalışıyordu.

 Sovyet tehdidini ileri sürerek milliyetçi muhafazakâr kesimi kontrol altında tutan, bunların çıkardıkları gazete ve dergilere maddi katkı sunan Ruzi, Enver Altaylı'yı hem de MİT kadrosu üzerinden ekibine dahil etti. Enver Altaylı'nın etnik kökeni Ruzi'nin ona güvenmesini sağladı.

 Ruzi Nazar, 1968'de kendisi gibi Özbek kökenli Enver Altaylı'yı MİT Müsteşarı Fuat Doğu’ya tabir caizse adeta yamadı.

 CIA’nın Özbek casusu Ruzi, Türk İstihbaratı'na yerleştirdiği Enver Altaylı üzerinden milliyetçi kesimi istediği gibi yönlendirdi. 

Altaylı da velinimetine yanlış yapmadı, Ruzi Nazar ile yakın ilişkisini hiç bir zaman inkar etmedi. Göğsünü gere gere, ballandıra ballandıra onunla dostluğuna övgüler düzdü.

Hatta 2013’te ‘Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu’ adıyla 544 sayfalık bir de kitap yazdı. Ruzi Nazar’a dair birçok bilinmeyeni anlattı. O kitap daha sonra Amerika ve İngiltere’de yayımlandı.

Fuat Doğu, Mehmet Eymür, Enver Altaylı…

Fuat Doğu, CIA ajanı Özbek asıllı Ruzi Nazar’ın yakın dostu. Mehmet Eymür tıpkı Enver Altaylı gibi MİT müsteşarlığı yapan Fuat Doğu’nun yetiştirmesi.

Fuat Doğu’nun Ruzi Nazar’la olan irtibatı, 1952’de Türkiye, NATO’ya girince en kaliteli subayların seçilip Amerika’ya gönderilmesi başlıyor.

Enver Altaylı ile Mehmet Eymür, MİT içindeki aynı ekipten. Bu iki isim de Kaşif Kozinoğlu düşmanı!

Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür, Kaşif Kozinoğlu’nu ölüme götüren detayların bulunduğu Enver Altaylı’nın FETÖ elebaşına yazdığı mektuptan bazı pasajlar yayınlamış, MİT eski mensubu Enver Altaylı’nın Odatv Davası nedeniyle tutuklanan ve Silivri’de hayatını kaybeden MİT’in Asya Sorumlusu Kaşif Kozinoğlu’ndan “nefret ettiğini”, Altaylı’nın Kozinoğlu’nun ölümü sonrası “İşte gördün şerefsizi nasıl geberttiler” dediğini yazmıştı.

Yine o yazısında; “Enver Altaylı eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’ndan nefret ederdi. Ölümünü takiben, ‘İşte gördün şerefsizi nasıl geberttiler’ demişti. Öldürülmesinde dahli olduğuna inanıyorum.” bilgisini paylaşmış, Altaylı’nın eşine ait Antalya Manavgat’taki tesisin CIA ajanı Ruzi Nazar’a ve birçok CIA ajanına ev sahipliği yaptığını belirtmiş, “evin FETÖ’ye ait bir (Safe House) yani “güvenli ev” olduğuna kesin gözüyle bakıyorum. 70’lerden beri onlarca faili meçhul olay, suikast yaşandı. Hiçbirinde iz bulunmadı” demişti. 

30 Nisan 2015’te 97 yaşında Fethiye'de ölen Ruzi Nazar'ın cesedi, CIA’nın antiterör birim sorumlusu Duane Claridge'ın Enver Altaylı'ya ricası üzerine Fethiye’ye gömülür. 

Aslında gömülen Türkiye Cumhuriyeti Devletini ABD peyki yapmak isteyen karanlık zihniyet oldu.

 ABD, Türk milliyetçilerine nasıl yaklaşmayı planlıyor? 

Bir yıl önce Amerikan Dış Politika Konseyi’nin Stockholm’deki Güvenlik ve Kalkınma Politikaları Enstitüsü’nün kurucu ortağı olan Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü’nün müdürü ve JINSA’nın Gemunder Savunma ve Strateji Merkezi’nin Politika Danışmanı Svante E. Cornell, ABD’nin, Türk milliyetçilerini çok ihmal ettiğini, Türk milliyetçiliğinin yükselişinin burada durmayacağı varsayılırsa dirsek temasına geçmek için iyi bir zaman olabileceğini belirtmişti. 

Ruzi Nazar ve çırakları Türk Devletine değil Amerikan emperyalizmine hizmet ettiler. Özbek olması, Türkiye'nin çıkarlarını düşündüğü anlamına gelmiyordu. 

Yeni Ruzi Nazar yeni Enver Altaylı prototiplerini aramızda görmek istemiyorsak, çözüm  kendimiz olmak, kendimiz kalmak. Böylelerinin şerrinden Gök Tengri bizleri korusun. Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin! .

Ömür Çelikdönmez

 (*) Foto Galeri: Alman ordusunun “Türküstan Lejyonu" askerleri, Sovyetler’e karşı…

 

Kaynak: (HM) - Haber Merkezi Editör: Seçil Güler
Etiketler: Ömür, Çelikdönmez, yazdı,
Yorumlar
Haber Yazılımı