Haber Detayı
29 Eylül 2020 - Salı 18:44
 
Yalvaç yöresine ait sözlü gelenekler ve anlatımlar
Yalvaç yöresine ait sözlü gelenekler ve anlatımlar
KÜLTÜR Haberi
Yalvaç yöresine ait sözlü gelenekler ve anlatımlar

      Su Gözü

Eskiden,  Yüce Allah’a şükranlarını belirtmek için subaşlarında, büyük ağaçların altında adaklar adanıp Kurbanlar kesilirmiş.

Su Gözü, eski adı Örkenez olan Bağkonak Kasabasındadır ve kasabaya 3-4 km. uzaklıktadır. Buranın suyu Taş Ağıl mevkiinden gelmektedir. Halk arasında önemli bir yer olarak görülüp adaklar adanan Su Gözünde, suyun çıktığı yerde uygulanan Kurban kesme geleneğinin ne zamandan beri başladığı kesin olarak bilinmemektedir.

Suyun başına gelen bazı kadınlar, kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, ayrılanlar, vs. kişiler suyun başında adak adarlar. Adadıkları adaklar gerçekleşirse, bir yıl sonra o kişi mutlak buraya gelerek adağını yerine getirir. Adadıkları kurbanları burada keserek davet ettikleri kişilere ikram ederler. Burada kimse kimsenin işine karışmaz, aksine birbirlerine yardımda bulunurlar ve hoşgörü içinde Su Gözü geleneği yapılarak sona erer. Kurban kesme geleneği önceden Ağustos ayının sonunda olurmuş. Kasaba halkının harman ve tarım işlerinin yoğunluğu nedeniyle bu etkinliğin harmanın bitim sonuna aktarılması, Ekim ayının sonunda yapılması uygun görülmüş. Fakat daha sonraları havaların soğuk gitmesi nedeniyle bu adak geleneği Ekim ayının ilk haftası Pazar gününde yapılması kararlaştırılmış. Bu kurban ve adak adama, civar köy ve kasabalara da yayılarak gelenek haline gelmiş olup günümüzde halen yılda bir defa olmak üzere kurban kesilir.

Su Gözüyle ilgili anlatılan birçok rivayetler vardır fakat bunların çoğu kayıt edilmediği için günümüze kadar ulaşamamıştır. Bu hikâyelerden en çok anlatılanlara aşağıda yer verilmiştir.

Eskiden beri devam ederek, yılda bir defa olmak üzere her yıl kurban kesilen Su Gözünde bir yıl kurban kesmezler. Kurban kesilmeyince su azalmaya başlamış ve bir zaman sonrada su tamamen kesilmiş. O zamanlar kasabada sakat lakabıyla tanınan Mustafa Çavuş adında bir zat bekçilik yaparmış.

1874 yılında Meşrutiyetin ilanı ile Sultan Aziz Hanın devrilmesiyle ( Gelendostlu) Hüseyin Avni Paşa, Erkânı Harbiye Umumiye Reisi olur. Mustafa Çavuşta, Hüseyin Avni Paşanın yanında muhafızdır. Mustafa Çavuş, rüyasında yaşlı bir dedenin suyunuz kesildi, kurban kesin dediğini görmüş ve bu rüyayı örkenez muhtarına anlatmış. Muhtar ile Çavuş rüyanın ertesi günü Su Gözündeki havuz gibi yere girer. Suyun geldiği yer, ağız alanı geniştir.     

Bu arada köylüler arasında suyun çıktığı yerde yorgan gibi bir şeyler olduğu düşüncesi vardır. Mustafa Çavuş içeri girdiğinde içeriden bir ses suyunuz gelecek, bir an evvel dışarı çık, herkese haber ver diye bir ses duyar. Bunun üzerine Mustafa Çavuş dışarıya çıktıktan sonra suyun çıktığı yerden yorgan yerine köpüklü, kanlı bir su gelir. Bunun sonucunda suyun başına toplanan insanlar bizim kurbanlarımız az geldi diye düşünerek, yeniden eskisi gibi kurban kesmeye devam ederler ve su normal seviyesinde akmaya başlar.

Kasabanın can damarı olan Su Gözü suyu 1936 yılında bir süre akmaz. Bu yıllarda köy olan Bağkonak halkı suyun neden akmadığını merak ederek araştırırlar. Fakat bu duruma bir çözüm bulamazlar. Bir gün köy sakinlerinden Emine Çöte rüyasında yaşlı, sakallı bir dede görür. Dede; “Bu Su Gözünde, tüm köy halkı birleşerek kurban kesin”der. Emine Çöte gördüğü rüyayı komşularına anlatır. Köylüler kendi aralarında konuşup, anlaşarak Su Gözünde kurban kesmeye karar verirler. Tüm köy halkı 40 davar toplarlar. Rüyayı gören Emine Çöte’de bir inek verir. Toplanan davarları Su Gözünde keserler. Bu kurban kesimine tüm köy halkı, yakın komşu köyleri de davet ederler. Kurbanlar kesilip, yenilip içildikten sonra dualar edilir. Tüm köy halkı ikindiye doğru Su Gözünden ayrılır. Su Gözü, köye uzak olduğu için o zaman vasıtası olan at, eşek arabaları ve kağnıyla köye dönerken arkalarından kanlı su gelmeye başlar. Bunu gören köylüler şaşırırlar. Burada her yıl adak adanarak kesmek gelenek haline gelir ( Kaplan,1997;58).

Gelincik Ana Efsanesi

Hemen hemen her yerleşim yerinin, bir kişiye, duruma, mekâna ve olaylara bağlı olarak gerçekten olmuş gibi yıllarca kuşaktan kuşağa aktarılıp günümüze kadar gelmiş, gerçek veya gerçek üstü inandırıcılık özelliği taşıyan ve kültürümüzde önemli bir yer tutan efsaneleri vardır. Yalvaç’a bağlı Çamharman ile Yarıkkaya Köylerinde geçen gelincik ana efsanesi vardır. iki köyde geçen bu efsane daha çok Çamharman Köyünde aşağıdaki gibi anlatılmaktadır. 

Çamharman ( Köstük) Köyü ile Yarıkkaya arasında bulunan ve Yarıkkaya sınırları içerisinde olan kayanın tepesinde gelincik ana mağarası bulunmaktadır. Bu Mağara hakkında yüzyıllar öncesine ait bir efsane anlatılmaktadır. Bu efsaneye göre olay şu şekilde gerçekleşir: günümüzde Çamharman Köyünde çok eski zamanlarda güzel mi güzel bir kız varmış.

-Gelincik Ana Mağarasının Karşıdan Görünümü-

Talipleri çok olan bu kız, kendi köyünden bir gence âşık olur. Bu durumdan memnun olmayan kızın, anne ve babası kızı sevdiği gençten ayırarak komşu köyden zengin olan bir gence verirler. Sevdiği gençten uzaklaştırılan ve elinden bir şey gelmeyen kız yardım etmesi için sürekli Allaha yalvarmaktadır. Kaderine boyun eğerek babasının istediği kişiyle evlenmeye razı olur. Düğün hazırlıkları başlamıştır.

-Taşta Bulunan Ayak İzleri-

Komşu köyden gelen gelin alayı kızı evden ata bindirerek köylerine doğru yola çıkarlar. Kız istemeyerek gittiğinden, kendini bu durumdan kurtarması için sesli olarak sürekli dua etmektedir  Kızın gitmemek için sürekli dua ettiğini gören kayın valide ve kayın pederi kıza dönerek kızım böyle yapıp durma köyümüze karşı ayıp olur derler. Bu nedenle kızın; gelin olarak götürüleceği Yarıkkaya sınırları içerisinde bulunan yerin adı ayıp köyü olarak kalır. Kız atla giderken Çamharman Köyü çıkışında bulunan ve çam harmana ait olan ormandaki patika yolun kenarında dinlenmek için mola verirler. Gelin kız atından inerek hem dinlenir hem de gitmesini engellemesi için sürekli Allaha yalvarır.

Gitme vakti gelince kız, dinlendiği yerde bulunan taşın üzerinden atına biner. Yalvarışları ve duaları Allah tarafından kabul edilir ve atla beraber üzerinde durduğu taş havalanarak Yarıkkaya sınırları içerisinde; eskiden ormanlık bir alanda bulunan mağaranın önünde durur. Gelin kız bu mağaraya girer girmez,  taş geri dönerek eski yerine konar. Gelin alayında bulunan atlılar taşın üzerindeki kızı takip ederek kızın götürüldüğü yeri tespit etmeye çalışsalar da taşın hızına ulaşamazlar ve kızın gittiği yeri göremezler. Taşın olduğu yere tekrar gidince taşın yerine döndüğünü ve taşta ayak iziyle atın nalının izi olduğunu görürler. Fakat kız ortalarda yoktur. Bir gün kızı bulmak amacıyla kızı aradıkları bölgeye yerleşerek burada yaşamaya başlarlar. Kızın gittiği günden sonra; gelin kızı bir daha kimse görmez. Köylüler uzun aramalar sonucunda mağarayı bulduklarında ellerinde lambalarla mağaranın içine girerler.

Mağaradan beş on metre kadar aşağıya indikten sora bir düzlüğe geçerler. Orada çıkan suyun, çıktığı yerden tekrar battığını görürler.  Suyun etrafının, daire şeklinde küçük çakıl taşlarıyla dolu olduğunu, akıntısı olmadığından etrafında bir metre çapında çamur olduğu görürler. Bu çamurun etrafında ayak izleri olduğunu ve bazen bu izlerin yok olduğunu gördüklerinden o günden sonra burayı kutsal bir yer olarak kabul ederler. Eğer çamuru bozan birisi olursa ertesi gün gittiklerinde orasının düzelirmiş. Bunu gelincik ananın yaptığına inanılır. Gelin kızın saklandığı mağaraya o günden sonra gelincik ana mağarası adı verilmiştir.  Mağarayı ziyaret eden bazı kişiler gelincik ananın hala yaşadığını ve ayak izlerini gördüklerini, bazıları da dar (zor)  durumda olan kişilere gelincik ananın göründüğünü söyler. Bu yüzden önemli bir işin veya isteğin olması için buraya adak adanmaktadır. Dileği gerçekleşenler buraya gelerek adaklarını yerine getirmektedirler(Ertürk,2012).

Gelini atıyla beraber götürdüğüne inanılan taşın üzerindeki mevcut izlerin ise,  gelin kızın ayak izi ve atın ayak izi olduğuna inanılır ve taş halen Çamharman Köyü ormanında bulunmaktadır.      

 

Fadime Öncü (Halkla İlişkiler Uzman)

Kaynak: Editör: Seçil Güler
Etiketler: Yalvaç, yöresine, ait, sözlü, gelenekler, ve, anlatımlar,
Yorumlar
Haber Yazılımı