Sondakika32.com - Isparta Haberleri
Yusuf Yavuz Bakan'ın 'merak etmeyin bir sorun yok

Tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşayan Türkiye’de aynı zamanda bir ekolojik kriz de yaşanıyor. Kimi uzmanlar buna ‘küçük kıyamet’ de diyor. Ülkenin en önemli sulak alanları, içilebilir nitelikteki tatlı su gölleri birer birer kuruyor. Anadolu’nun buğday ambarı olan Konya’da yüzlerce obruk oluştu. Yer altı sularının aşırı kullanımına dayanamayan yer kabuğu çöküyor. Kıyılar betonlaşıyor, ormanlar ve yaban hayatı gerçekdışı bir kalkınma yalanıyla madenciliğe ve yıkım politikalarına kurban ediliyor. İçine beton dökülmemiş bir tane bile dere bulmak neredeyse imkânsız. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP hükümetlerinde görev yapmış birçok bakan son 10 yıldır her türlü yıkım projesine karşı çıkan, uyaran sıradan insanları ‘vatan haini’ ilan etmekle kalmayıp bir de dış güçlerin maşası ve ajanı olmakla suçlamaktan geri durmadılar. İktidara göre bütün bu yapılanlar Türkiye’yi 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapacaktı. Ancak geldiğimiz noktada üretimsiz kalan Türkiye ne yazık ki birçok üçüncü dünya ülkesinden gıda ve hayvan ithal etmeye başlamış durumda.

TÜRK HALKI ÜLKESİNİ NEDEN TERK EDİYOR?

Binlerce yıldır nice büyük savaşlar görmesine rağmen her krizden sahip olduğu coğrafyanın nimetlerine tutunarak yeniden ayağa kalkmasını bilen Anadolu insanı, ilk kez yaşadığı coğrafyayı terk ediyor. Sadece ‘beyin göçü’nden bahsetmiyoruz, artık Anadolu’dan beden göçü de başladı. Türkler, bin yıl önce yeni yaşam alanları bulmak için geldikleri Rum diyarını tarihte ilk kez ‘zorunlu’olarak terk ediyor. TÜİK’in yayınladığı resmi istatistiklere göre yalnızca 2017 yılında 253 bin 640 kişi Türkiye’den göç etti. Bu oran geçen yıla göre yüzde 42 artış anlamına geliyor. 2018 yılındaki oranlara ilişkin net bir rakam henüz olmasa da geçtiğimiz yılın iki katından fazla olduğu tahmin ediliyor. Peki, insanlar neden ardından tüm yaşanmışlıklarını ve öykülerini bırakıp ülkesini terk ediyor? Neden yüz binlerce insan sonunu göremediği yeni maceraların peşinden dilini bile bilmediği ülkelere gidiyor? Bu sorulara sağlıklı bir yanıt veremez ise çok kısa bir zaman içinde bizi daha büyük soru ve sorunlar bekliyor olacak. Gidenlere kızmak yerine kalanları neyin beklediğini doğru biçimde tartışabilmeliyiz.

TÜRKİYE’NİN SU HAVZALARI ŞİRKETLERE TAHSİS EDİLDİ

2000’li yılların başından itibaren Türkiye’nin su politikalarında köklü değişiklikler yapıldı. Su kullanım hakkı anlaşmalarıyla büyük nehirlerden küçük derelere kadar Anadolu’nun 26 su havzasının suları HES ve baraj projeleri inşa etmek için özel şirketlere tahsis edildi. Amaç, enerjide dışa bağımlığı sona erdirmek olarak açıklanıyordu ancak son 15 yılda yüzlerce HES ve baraj inşa edilse de enerjide dışa bağımlılık sona ermediği gibi elektrik fiyatları da neredeyse onlarca kat arttı.

KİMSE BU EKOLOJİK VE EKONOMİK CİNAYETLERE KAFA YORMUYOR

Her türlü bilimsel ve toplumsal uyarılara ve hukuki kararlara rağmen inatla sürdürülen HES furyasından geriye, kendi kendine yetebilerek yaşamını sürdürdüğü vadilerinden ve su havzalarından koparılarak büyük kentlerde ucuz işgücüne dönüşen milyonlarca insan ile çoğu çalışmayan santraller kaldı. Bir de inanılmaz ölçüde doğa tahribatı. Pek çoğu doğrudan enerjiyle ilgisi bulunmayan özel şirketler eliyle işlenen bu ekolojik ve ekonomik cinayetin genel sonuçları hakkında Türkiye henüz oturup kafa yormuş değil.

ÜLKEDE BETON DÖKÜLMEDİK DERE KALMADI

HES’lerle aynı dönemde bu kez de devlet eliyle bir başka çılgınlık başladı: Gölet ve baraj çılgınlığı. Dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, tüm uyarılara rağmen ‘1000 günde 1000 Gölet’ ve ‘Göl-Su’ gibi popülist projeleri hayata geçirmeye başladı. Bugün de sürdürülen gölet çılgınlığı ile 2019 yılına kadar 1071 gölet daha tamamlanmış olacak.

Büğdüz göleti, Burdur Gölü havzasında yeni tamamlanan projelerden biri

HİBRİT TOHUM, ZEHİR VE GÜBREYE BAĞIMLI SULU TARIM TEŞVİK EDİLDİ

Adının başında orman, su, milli park, tabiat parkı ve tabiatı koruma gibi tanım ve kavramların bulunduğu bir bakanlık, Ulaştırma Bakanlığı gibi alt yapı projelerini inşa eden bakanlıkla yarışır hale gelerek binlerce ‘beton’ ihalesi yaptı. Müteahhitlere kısa vadeli kazanç sağlayan gölet inşaatlarının doğaya ve yaşama uzun zamana yayılan kayıpları olurken inşa edilen birçok gölet şu anda çalışmıyor. Çalışabilen göletlerle ise yüksek enerji maliyetleri ve sulu tarımın ağır girdilerine alışkın olmayan üreticiler, hibrit tohumlar ile ilaca ve suya bağımlı bir üretim modeli olan tek tip tarım modeline itildi.

YIKIMI MÜJDELEYEREK OY TOPLAYAN BAKAN

Bakanlığın DSİ eliyle yürüttüğü gölet furyasından en çok nasibini alan bölgelerin başında Göller Bölgesi geliyor. Burdur da bölgedeki kentlerden biri. Türkiye’nin korumakla yükümlü olduğu 14 Ramsar Alanı’ndan biri olan Burdur Gölü’nü çevreleyen dere ve çayların üzerinde birbiri ardına göletler inşa edilmeye başlandı. Eski Orman ve Su İşleri Bakanı Bakan Veysel Eroğlu Burdur’a her geldiğinde halka “Size yeni müjdeler getirdim” diyerek yeni göletlerin nerelere yapılacağını açıklıyordu. Oysa Burdur Gölü’nü kurtarmak için işe önce gölü besleyen dere ve çayların üstüne gölet yapmaktan vazgeçmekle başlamak gerekiyordu. Kapalı bir havzada olan gölün can damarları birer birer tıkanıyordu.

DSİ 18. Bölge Müdürü Mahmut Berber havuz inşaatlarını inceliyor

KIRK YILDA ÜÇTE BİRİNİ KAYBEDEN GÖLÜ ÖLDÜREN POLİTİKALAR

Çevresindeki binlerce kaçak sondaj kuyusu, vahşi sulama ve yoğun su tüketimi isteyen silaj üretiminin teşvik edilmesiyle göl son 40 yılda yaklaşık üçte birini kaybetmişti. Göl havzasında izin verilen yüzlerce mermer ocağı da yer altı sularının akışını bozuyor, gölün ölümüne katkı sağlıyordu. Artık Burdur Gölü’nün dayanacak gücü kalmamıştı. Bu yanlışlarda devam edilirse, antik çağda Askania olarak anılan ve ay tanrısı Men ile özdeşleştirilen Burdur Gölü birkaç yıl içinde tamamen çöle dönecekti…

"MERAK ETMEYİN SORUN YOK"

Ancak Bakan Veysel Eroğlu, 8 Nisan 2012 tarihinde Burdur’a yaptığı ziyarette kente 25 yeni gölet daha yapılacağını bir müjde gibi duyurmuştu. O günlerde Burdur’daki yerel kamuoyunun yanı sıra ülke genelinde de pek çok sanatçı, aydın, akademisyen ve sivil toplum örgütleri Burdur Gölü’nün kurumakta olduğunu, önlem alınmazsa büyük bir felaketin geleceği yönündeki uyarılarını sürdürdü. Bakanlığın yanıtı her defasında aynıydı: “Merak etmeyin, bir sorun yok!”

POPÇU TARKAN’A BİLE LAF YETİŞTİREN BAKAN: ‘PROBLEM YOK’

Oysa Burdur gölü, gölü korumak ve yaşatmakla yükümlü olan Bakanın her açıklamasından sonra biraz daha ölüyordu. Pop müzik sanatçısı Tarkan bile dayanamayıp bir gün açıklama yaptı ve Burdur Gölü’nün yok olmasına engel olunmasını istedi. Bakan Eroğlu’nun, Tarkan’a da cevabı gecikmedi: “Burdur Gölünde korkulacak bir şey yok, inşallah yağmur ve kar yağınca göl seviyesi normale dönecek. Bir problem yok!”

YAŞAMIN KAYNAĞI HASTALIK SAÇAN BİR SORUNA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR

Burdur Gölü için yıllardır çaba harcayan onlarca idealist insan bu katı ve sorunu görmezden gelen tutum yüzünden umudunu yitirdi. Bir çoğunun hikayesi de farklı biçimde düş kırıklılarıyla dolu. Tek bir doğal varlığını bile korumak için çaba harcayan insanlarını küstüren bir ‘idare etme’ modeliyle yönetilen Türkiye’de doğal varlıkların yaşam için birer gelecek kaynağı olmaktan çıkarılarak birer hastalık ve sorun kaynağına dönüştürülmesi karşısında durumu içeriden yaşayanların dili tutuluyor, mantığı kilitleniyor, benliği çekiliyor. İnsanı kaskatı kesen bir akılsızlığın ve gerçek anlamda bir coğrafyaya ihanetle karşı karşıyayız. Çünkü adına vatan dediğiniz Nazım’ın dediği gibi kasalarınız ve çek defterleriniz değil, dağıyla taşıyla, suyuyla toprağıyla, kuşuyla ağacıyla, gölüyle deresiyle ve yanık yüzlü insanlarıyla koca bir yaşamın ta kendisi.

‘BÜTÜN BARAJ VE GÖLETLERİ YAPACAĞIZ’

Gölü korumakla yükümlü olan bakanlık sürekli eylem planı hazırlıyor, sürekli havza planı yapıyor ancak alınması gereken önlemler bir türlü alınmıyordu. Üstelik bunlara bir de Bakan Veysel Eroğlu’nun kente her geldiğinde ‘müjde’ olarak sunduğu göletler birer ikişer daha ekleniyordu. Bakan Eroğlu 9 Kasım 2015’te kentte yaptığı açıklamada şöyle diyordu: “Buraya gelmemizin sebebi, Burdur Gölü’yle ilgili büyük çalışmalar yapıldı. Burdur Gölü Yönetim Planı hazırladık, bu planın çalışması yapıldı. Daha sonra Burdur Gölü Yönetim Planı Revizyonunu yaptık, bununla ilgili eylem planı hazırladık. Burdur için fevkalade önem arz eden bu eylem planının, hayırlı olmasını gönülden diliyorum… Islah edilmedik hiçbir dere bırakmayacağız. Bütün baraj ve göletleri yapacağız. İşte 50 tane baraj ve gölet yapıldı. Bu bir rekordur.”

DSİ, ÖLDÜRÜLEN GÖL İÇİN SON ÇAĞRIYA DA AYNI YANITI VERDİ

Burdur Gölü için yıllardır festivaller, şenlikler, yas törenleri ve onlarca seminer, toplantılar yapıldı. Sorun da çözüm de belliydi ve acilen çözüm için idarenin‘irade’ gösterip harekete geçmeye başlaması gerekiyordu. Ancak o somut adım bir türlü atılmadı. Bu yaz iyice çekilen Burdur Gölü için uzmanlar son uyarılarını geçtiğimiz hafta yaptılar. Göldeki ölümcük yok oluşun geri dönülemez boyutlara ulaştığını bir kez daha belirterek yetkilileri, kamuoyunu göreve çağırdılar.

Burdur Gölü'nün çekildiği alandan yükselen toz bulutları kenti tehdit ediyor

‘AR-GE ÇALIŞMASI İÇİN İNŞAAT İHALESİ YAPTIK’

Bu uyarıların basında yer almasının ardından DSİ Genel Müdürlüğü bir açıklama daha yaptı ve son 10 yıldır tekrarlanan sözleri bir kez daha yineledi. DSİ’ye göre Burdur Gölü’ndeki kuruma küresel ısınma ve buharlaşmadan kaynaklanıyordu: “Burdur Gölü’nden en önemli su kaybı buharlaşmadan oluşmaktadır. Bu sebeple bakanlığımıza bağlı kuruluşlar tarafından Burdur Gölü’nde buharlaşmanın azaltılması için pilot ölçekli çalışma yapılması planlanmaktadır, çalışmaların inşaat işleri ve işletmesi gerçekleştirilecektir. 8 Haziran'da Burdur Gölü AR-GE Çalışması İnşaatı İhalesi yapılmıştır.”

BETONDAN KAYNAKLANAN SORUNU ÇÖZMEK İÇİN BETONA SARILDILAR

Burdur Gölü’nün bakanından yerel idarecisine kadar herkesin gözü önünde trajik biçimde ölümüne seyirci kalınmakla geçirilen son 15-20 yılda çözüm üretmek yerine kurumayı hızlandıran her şey fazlasıyla desteklendi. Betondan kaynaklanan sorunu çözmek için yine betona arayan bir kafa yapısının yönettiği kurumlardan başka türlü bir öneri çıkmıyor ancak asıl sorun hala ortada durmaya devam ediyor. Konuyla ilgili bir yetkiliden edindiğimiz bilgiye göre yalnızca Burdur Gölü’nü yer altı sularıyla besleyen İnsuyu bölgesinde 10 bin civarında kaçak sondaj kuyusu var. Bu kuyulara yerel siyasiler ve iktidar partisinin milletvekilleri tarafından oy kaygısıyla göz yumuluyor. Gölet projeleri kentin iktidar partisi milletvekilleri tarafından teşvik ediliyor ve siyasi bir rant halinde ‘yatırım’ olarak halka pazarlanıyor.

YAPILAN GÖLETLER BUHARLAŞMAYI İKİ KATINA ÇIKARDI

Konuyla ilgili uzmanlar, gölün çekildiği alandaki toprak örneklerinde yapılan analizlerde arsenik oranının oldukça yüksek çıktığını belirtiyor. Bu zeminde hayvan otlatmak bile oldukça tehlikeli. Kanserojen etkisi bulunan göl tozları rüzgârla Burdur kent merkezine ve civardaki köylere taşınıyor. Eğer radikal önlemler alınmazsa Burdur Gölü’nün yatağı çok yakın gelecekte etrafına ölüm saçan büyük bir çöle dönüşecek. DSİ’nin bölgede inşa ettiği göletlerin, göle ulaşan suları engellemesinin yanında su aynalarını da genişlettiğine dikkat çeken uzmanlar göre Burdur Gölü’nün tek bir aynası (yüzeyi) varken göletlerle birlikte bu aynalar çoğalarak yeni su yüzeyleri oluştu. Oluşan bu yeni su yüzeylerinin toplamı Burdur Gölü’nün toplamına yakın ve bu durum su kaybına neden olan buharlaşmayı da iki katına çıkarıyor. Gölün su kaybıyla birlikte yoğunluğu da artıyor ve içindeki yaşam yok oluyor.

GÖLÜN NEDEN KURUDUĞUNU ANLAMAK İÇİN HAVUZ YAPILIYOR

Son 15-20 yılda bakanından yerel idarecisine, sivil toplum kuruluşlarından sıradan çiftçisine kadar herkesin gözü önünde acı çekerek öldürülen Burdur Gölü’nün trajik yok oluşuyla ilgili en büyük sorumluluk ilgili bakanlıklarındır ve bu sorumluluğun yaptırımları olmalıdır. Ama ne yazık ki bütün bu olanlardan hiç ders alınmadan ilgili idareciler Burdur’da şaka gibi projeler ihale ediyor. DSİ’nin yukarıdaki açıklamasında değinilen ‘AR-GE Projesi’nin ayrıntılarına baktığımızda adeta ölüm döşeğinde yatan hastayı tedavi etmek yerine, neden ölüm döşeğinde yattığını anlamaya yönelik milyonların harcandığı bir girişim olduğunu görüyoruz. Burdur gölünde suların çekilmesiyle adeta çöle dönen alanda bir inşaat şantiyesi. Ortalıkta dev iş makineleri, kamyonlar ve demir yığınları var. Dört tane betondan ve yüzer metrekarelik yuvarlak havuzlar inşa ediliyor. Özel bir yüklenici firmaya ihale edilen projenin şantiye alanındaki tabelada, çalışmanın 500 günde tamamlanmasının planlandığı yazılı. Kuruyan gölün kıyısında inşa edilen betondan havuzların amacı ise gölden alınarak havuza konulacak suların en çok hangi nedenden dolayı kuruduğunu öğrenmek.

İktidar partisi kamuoyundan gölün kurumasına yönelik tepkiler yükselince bu projeyi kamuoyuna anlatarak “boş durmuyoruz, göl için elimizden geleni yapıyoruz” mesajı veren bir açıklama yaptı.

Proje şantiyesindeki levha

DSİ AR-GE Projesinin inşası 500 günde tamamlanacak

AKP’Lİ UĞUR: ‘PİLOT ÖLÇEKLİ DÖRT HAVUZ YAPILIYOR’

Açıklamadan birkaç gün önce eski İl özel idaresi genel sekreteri İbrahim Şimşek Burdur Gölü’nün kurumasına çözüm olarak yaklaşık 50 kilometre mesafedeki Dinar Eldere köyündeki kaynaktan borularla su taşınmasını önerdi. AKP Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in akrabası olan Şimşek’in bu önerisi, iktidar partisi milletvekilleri için adeta can simidi gibi oldu.

AKP Burdur Milletvekili Yasin Uğur’un küresel ölçekteki kuraklığı anımsatarak başladığı açıklaması özetle şöyle:

“Burdur Gölü'nün kurumaması için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Burdur Gölü AR-GE çalışmaları kapsamında gölde buharlaşmanın azaltılması için pilot ölçekli dört havuzun yapımı devam ediyor. Gölümüzden alınacak suyla havuzumuzun birinde buharlaşma oranının ne kadar olduğu, diğerinde kimyasal karıştırılarak buharlaşmayı ne kadar önleyebiliriz, bir diğerinde plastik toplarla buharlaşmayı ne kadar engelleyebiliriz ve son havuzda ise güneş panelleriyle buharlaşma ne kadar engellenebilir, bunlarla ilgili istatistikler bir yıl boyunca tutulacak. Çıkan bilgi doğrultusunda ne gibi önlemler alınacağına karar verilmiş olunacak.

DSİ'nin inşa ettirdiği beton havuzlardan biri

‘DİNAR’DAN BURDUR GÖLÜNE SU GETİRELİM’

İlgili genel müdürlüğümüze Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesine bağlı Eldere köyündeki suyun en azından kışın Burdur Gölü'ne aktarılmasını önerdik. Çünkü Eldere'nin bulunduğu mevkideki kot oranı bin 100 metre civarında, bizim burası 850 civarında. Suyun kendi cazibesiyle gelmesi durumunda gölümüzde en azından buharlaşmadan kaybettiğimiz açığı kazanmak adına önemli bir adım olacaktır diye düşünüyorum. Bu konuda yapılacak projelerin de takipçisiyiz. Burdur Gölü'nün kurumaması için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bu konuyla ilgilenenlerin de bizim kadar gayret göstermesini temenni ediyoruz.”

Burdur Gölü'ne su alınması talep edilen Dinar'daki Karakuyu Gölü

‘BURDUR GÖLÜ İÇİN EL ELE KAMPANYASI BAŞLATTIK’

AKP Burdur İl Başkanı Volkan Mengi de konuyla ilgili kamuoyu oluşturabilmek için “Burdur Gölü için el ele” adıyla bir kampanya başlattıklarını belirterek,”Sürekli Burdur Gölü'nü gündemde tutalım ve bu gündemle biz birçok kaynağı bulacağımıza inanıyoruz. Böylelikle Burdur Gölü'nü en azından bu seviyeden sonra kurtarma girişiminde hep beraber çalışalım” diye konuştu.

SU ALINMAK İSTENEN KARAKUYU GÖLÜ DOĞAL SİT ALANI

AKP’li yetkililerin Burdur Gölü’ne su taşımak istedikleri Eldere köyündeki sulak alan, Büyük Menderes Nehri’nin doğduğu bölge. Karakuyu Gölü’nü de kapsayan bölge, sahip olduğu biyolojik zenginlik ve yaban hayatı nedeniyle 1. derece doğal sit alanı olmasının yanında 1994 yılında Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edildi. 1.840 hektar alana sahip olan Karakuyu Gölü, nesli tehlike altında bulunan, dikkuyruk ve turna gibi türlerin yanı sıra 173 kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Korunan alan olan gölden su alınması dâhil her türlü fiziki müdahale yasak.

TAŞIMA SUYLA GÖL CANLANMIYOR

Ancak Burdur Gölü’ndeki dikkuyrukların yaşam alanını yok eden zihniyet şimdi de türün son sığınaklarından biri olan Karakuyu Gölünün sularına gözünü dikmiş durumda. Aynı aymazlıklar yüzünden kurutulan Akşehir Gölü’nü kurtarmak için Eber Gölü’nden su taşınması girişimleri de bir sonuç vermediği gibi suları çalınan Eber Gölü’nün de sonunu hazırladı. Bir gölü büyük bir cehaletle kurutup başka bir gölün sularıyla çözüm arama hastalığı Burdur’a da sıçradı.

BURDUR GÖLÜNÜN ÖYKÜSÜ TÜRKİYE’NİN ÖZETİ

Türkiye son 15 yılda Osmanlı’nın çöküş döneminde uyguladığı taklit ve öykünmeci politikalarla büyümeye ve gelişmeye çalışan bir ülke haline geldi. ABD ve Avrupa’nın kalkınma uğruna hem kendi doğal varlıklarını hem de dünyanın geri kalan ülkelerinin doğal varlıklarını yok etme pahasına yarattığı tahribatı en kaba biçimiyle taklit eden AKP hükümetlerinin ülkeyi getirdiği yer hem ekonomik hem de ekolojik bir felaket oldu. Burdur Gölü’nün son birkaç yıllık öyküsü Anadolu’nun dört bir yanındaki felaketlerden sadece biri ve Türkiye’nin özeti niteliğinde.

TÜRKİYE GELMEKTE OLAN EKO-KIRIM MÜTECİLİĞİNE HAZIR MI?

Ağacını, suyunu, ormanını, mahallesini savunan insanları terörist ilan edip ötekileştiren iktidarın kendisini de besleyen beton ekonomisinin sonuna gelindi. Anadolu coğrafyasının yüzeyinde tarihinde görmediği dev oyuklar, yarıklar, delikler, tahribatlar uzaydan bile görünür hale geldi. Yaşama yönelik saldırılara karşı en küçük bir itiraz yükseltilmesini bin bir suçlamayla karşılayan iktidar ve yandaşlarının el birliğiyle yarattığı bu yıkıntılar, Türkiye’yi sadece beyinlerin değil, bedenlerin de göçüp gittiği bir ülke haline getirdi. Bu, adı konulmamış bir eko-kırım mülteciliğidir. Deprem, sel, doğal afet değil; doğal ve akılcı olmayan yöntemlerle vahşice uygulanan yıkıma kurban edilen Türkiye gelmekte olan büyük eko-kırım mülteciliğine hazır mı?

Yusuf Yavuz







Gündem  KATEGORİSİNDEN HABERLER

Danıştay'dan flaş 'Öğrenci Andı' kararı!

Danıştay'dan flaş 'Öğrenci Andı' kararı! Türk Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 'Öğrenci Andı' başlıklı 12. mad...

Yeni şirket kuran gençlere ilk yıl 25 bin 532 lira kazanç!

Yeni şirket kuran gençlere ilk yıl 25 bin 532 lira kazanç! 1 Haziran’dan sonra kendi işini kuran genç girişimciler bir yıl boyunca sosyal güvenlik primi ödemeyecek. Genç giri...

Diyanet’ten Yeni Asyacıları kızdıran Said Nursi kararı

Diyanet’ten Yeni Asyacıları kızdıran Said Nursi kararı Ankara Müftülüğü, Said Nursi için Kocatepe Cami’nde mevlid okunmasını uygun görmedi ve Yeni Asya gazetesine izin ve...

Bakanlıktan zehirli mantar uyarısı

Bakanlıktan zehirli mantar uyarısı Bakanlıktan zehirli mantar uyarısı

Barida Otel Satılıyor!

Barida Otel Satılıyor! Barida Otel Satılıyor!

Trafik cezalarının artırılmasını öngören teklif Meclis'ten geçti

Trafik cezalarının artırılmasını öngören teklif Meclis'ten geçti Kara yolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. P...

İşte alınacak memur sayısı

İşte alınacak memur sayısı Türkiye genelindeki nüfus idarelerindeki iş yükünü hafifletmek amacıyla, bin 170 memur alınacağını açıkladı.

Mustafa Keser Isparta'ya Geliyor

Mustafa Keser Isparta'ya Geliyor Mustafa Keser Isparta'ya Geliyor

Çay demleme şampiyonu doğru bilinen yanlışı açıkladı

Çay demleme şampiyonu doğru bilinen yanlışı açıkladı İyi çay nasıl demlenir sorusunun yanıtını herkes merak ediyor. En İyi Çay Demleme ve Sunum' yarışması Gülhanım ...
M. Koray Başyiğit M. Koray Başyiğit
ŞEHİD – BAŞKAN – GÖLLERİMİZ – IYI PARTİ
Havva Dinçtürk Havva Dinçtürk
Korkularına Yenilmek Acizliktir
Thebaykus.com - Haber Sitesi Kur - Campus Tasarim - Havadanhaber.com