HALK EĞİTİM’DE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ Mİ?
HALK EĞİTİM’DE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ Mİ?

Gamze Özdoğu/Isparta
HALK EĞİTİM’DE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ Mİ?
Günlük dört saat derse giren usta öğretici…
Sigortası eksik, güvencesi pamuk ipliğinde…
Ay sonu geldi mi “sözleşme yenilenecek mi?” tedirginliği…
Sormak lazım: Halk Eğitimi ayakta tutanlar kim?
Sınıfı açan, kursiyeri toplayan, dikişten bilgisayara, bağlamadan yabancı dile kadar bin bir alanda eğitim veren kim?
Cevap net: Usta öğreticiler.
Ama muameleye bakıyorsunuz, insanın aklına tek soru geliyor:
Bunlar Halk Eğitim’in üvey evladı mı?
Günde dört saat ders. Kağıt üzerinde “kısmi zamanlı.”
Gerçekte ise kursun planlaması, materyali, takibi, e-Yaygın işlemleri, yoklama derken mesai dört saatle bitmiyor.
Ama ücret? Dört saat.
Hak? Sınırlı.
Güvence? Neredeyse yok.
Kadrolu öğretmenle aynı sınıfa giriyor.
Aynı tahtayı kullanıyor.
Aynı kursiyere emek veriyor.
Ama sosyal haklarda, özlük haklarında, ücrette dağlar kadar fark var.
“Geçici” deniliyor.
Yıllardır aynı kurumda çalışan insan nasıl geçici olur?
On yıl, on beş yıl kurs açan bir usta öğretici hâlâ “ihtiyaç olursa” mı var sayılacak?
Halk Eğitim Merkezleri toplumun arka bahçesi değil, ön cephesidir.
İşsiz genç orada meslek öğrenir.
Ev hanımı orada üretime katılır.
Emekli orada sosyalleşir.
Bağımlılıkla mücadele de orada başlar, kadın istihdamı da orada güçlenir.
Bu yükü sırtlayan insanlara dört saatlik ücretle, mevsimlik işçi muamelesi yapmak hangi vicdana sığar?
Usta öğreticiler sadaka değil, hakkını istiyor.
Güvence istiyor.
Eşitlik istiyor.
Emeklerinin görünmesini istiyor.
Halk Eğitim’in tabelasında “Halk” yazıyor diye, emeği ucuz görmek kimseye yakışmaz.
Devlet ciddiyeti, kurumsal saygı gerektirir.
Eğer bu kurum gerçekten “hayat boyu öğrenme” diyorsa,
Önce o hayatı ayakta tutan usta öğreticilerin hakkını teslim etmeli.
Yoksa dört saatlik dersle, kırk saatlik emek sömürüsü arasında sıkışan bu insanlar,
Bir gün gerçekten sorar:
“Biz bu kurumun çalışanı mıyız, yoksa sadece günü kurtaran figüran mı?”
Cevap bekliyorlar.






